TR
EN
Site İçi Arama
Detaylı Arama
Abdülkadir Özdemir: "Hem oynadım hem okudum" 28.02.2014
Abdülkadir Özdemir: "Hem oynadım hem okudum"
Trabzonspor altyapısının 1461'de yetiştirdiği önemli oyunculardan biri. Bordo-mavili formayla ilk maçında golle tanışmasını "hayallerin ötesinde" diye değerlendiriyor. Satranç oyunculuğunun faydasını saha içinde de gördüğünü söylüyor. Futbol oynayarak babasının ve kendisinin hayallerini gerçekleştirirken, üniversitede okuyarak annesini de kırmadığını anlatıyor. En büyük hayali ise Trabzonspor'a uzun yıllar sonra şampiyonluk yaşatacak takımın bir parçası olabilmek.

Röportaj: Nuri Bekar

Trabzonspor bu sezon altyapıdan çıkardığı oyuncularına şans tanıyan bir görüntü veriyor. O altyapının ürünlerinden biri de sensin. Şimdi en başa dönüp seni yakından tanıyalım istiyoruz. Futbol topuyla ilk tanışma hikâyenden başlayalım...

Trabzon zaten futbol şehri. Herkes gibi ben de mahalle aralarında başladım. Sonra okul takımında oynadım. 10 yaşına geldiğimde babamla konuştum, "Ben artık bir takıma girmek istiyorum" dedim. Köyden tanıdığımız olan Kâmil Aydın, İdmanocağı'nda antrenördü. Onun sayesinde seçmelere katıldım ve kazandım. Bir yıl sonra da filiz lisansım çıktı.

Bize biraz ailenden bahseder misin? Kaç kardeşsiniz, annen, baban ne iş yapıyor?

Dört kız, bir erkek olmak üzere beş kardeşiz. Kız kardeşlerimden biri benim ikizim. Tonyalıyız. Babam belediyede çalışıyordu, emekli oldu. Annem ise ev hanımı. Ablalarımın birisi evli, diğeri ise bu yaz evlenecek.

Futbola başlama sürecinde ailenin tavrı ne oldu?

Ailede genellikle babalar oğullarının futbolcu olmasını ister. Benim babam da futbolcu olmam konusunda bana destek verdi. Annem ise "Ne işin var futbolla, okulunla ilgilen" diyordu. Ama benim içimde büyük bir heves vardı, hem futbol oynadım hem de okudum. Dolayısıyla annemin de gönlünü yapmış oldum. O da benim futbolla okulu bir arada götürdüğümü görünce başlangıçtaki olumsuz tavrını değiştirdi. BESYO'da antrenörlük bölümü dördüncü sınıf öğrencisiyim. İnşallah bu sene mezun olurum.

Başladığın dönemde futbol senin için ne anlama geliyordu? Sadece bir oyun mu yoksa gelecekte sana rahat bir hayat sağlayacak bir meslek mi?

Tabii ki küçükken futboldan para kazanma hayalleri kurmazsınız. Ben de başlangıçta futbolu oyun olarak gördüm. Ama zaman ilerledikçe hayaller kurmaya başlıyorsunuz. Televizyonda Trabzonspor'u izlerken kendi kendime "Neden ben de orada olmayayım" diyordum. Bu hayalleri kurmak beni daha da kamçıladı. Her zaman çok çalışan bir oyuncu oldum. Futbola başladığım günden bu yana kaçırdığım bir idmanı hatırlamıyorum. İşimi sevdim, hayallerimi gerçekleştirmek için hayatımdan fedakârlıklarda bulundum ve işte şimdi buradayım.

Hayatını futbolcu olarak devam ettireceğini, bu işten ekmek yiyebileceğini ilk olarak ne zaman anladın?

İdmanocağı'ndayken amatör olarak oynuyordum. O dönemde de hayallerim vardı ama bunların ne kadar gerçekçi olduğunu bilemiyordum. İlk olarak Trabzonspor beni istediği zaman futboldan ekmek yiyebileceğimi, bu işi profesyonelce yapabileceğimi idrak ettim.

Trabzonspor'un seni keşfedip altyapısına alması süreci nasıl gelişti?

Biliyorsunuz İdmanocağı altyapıda önemli kulüplerden biri. Sürekli final oynuyorduk ve bir keresinde Trabzonspor'u yenerek şampiyon olmuştuk. Trabzonspor da beni o süreçte tanımış oldu. Trabzonspor'a geldiğimde ilk olarak Metin Bak'la çalıştım. O dönemde B Genç takıma yaşım tutuyordu ama Metin Bak beni Süper Genç takımda oynatıyordu. Aslında Trabzonspor'a daha önce de gelebilirdim. Çünkü Trabzonspor beni geçmiş yıllarda bir-iki kez daha istemiş ancak o dönemde İdmanocağı kulübü bu transfere razı olmamıştı. Trabzonspor altyapısına girdikten sonra futbola bakış açım da değişti. Büyük bir kulübün, üstelik taraftarı olduğum bir kulübün parçası olmak beni daha büyük düşünmeye yöneltti.

Seninle birlikte futbola başlayan ancak bugün esamisi okunmayan arkadaşların var. Seni onlardan ayırıp bugün büyük bir takımın formasını giymeni sağlayan en önemli farkların nelerdi?

Bence en önemli şey özveri. Biraz önce de söylediğim gibi futbolcu olmak için önemli fedakârlıklar yaptım. Futbolcu olmak istiyorsanız futbolun istediği gibi yaşamanız gerekiyor. Dediğim gibi hiç bir antrenmanı kaçırmadım. Antrenmanım bittikten sonra dışarıda vakit geçiren birisi de olmadım. Evime gelip dinlenir, derslerimi çalışırdım. Yani hayatımda sadece futbol, ev ve okul vardı. Bunları da içimden gelerek yapardım.

Bugüne gelmeni, futbol karakterinin şekillenmesini sağlayan teknik adamlar kimler? Hangileri sana nasıl katkılar sağladı?

Futbola ilk olarak İdmanocağı'nda Kamil Aydın'la başladım. Sonrasında İlker Erdem Hocam yaşım küçük olduğu halde beni A takıma aldı, oynattı. Trabzonspor'a geçmemi Metin Bak sağladı. Orada Serdar Şahin'le de çalıştım. PAF takımda Ahmet Özen ve Sadi Tekelioğlu hocalığımı yaptı. Ardından Şenol Güneş Hocam beni A takım kadrosuna aldı. O sezonun devre arasında Ahmet Özen yönetimindeki 1461 Trabzon'a geçtim. Orada Zafer Hızarcı'yla çalıştım. Son üç sezonumu ise Mustafa Akçay Hocamla geçirdim. Hocalarımın arasında bana en çok katkı yapan Mustafa Akçay'dır. Çünkü 1461 Trabzon'da küme düşme noktasına kadar gelmiştik. Takımın başına Mustafa Akçay'ın getirilmesinden sonra ise herkesin parmakla gösterdiği bir başarı çizgisi yakaladık. O sayede de yeniden Trabzonspor formasını giydim.

Futbola başladığın günden beri bugünkü mevkiin olan orta sahada mı oynuyorsun?

Okul takımlarında stoper oynadım. Bir dönem Metin Bak Hocam beni sağ bekte değerlendirdi ama asıl mevkiimin orta saha olduğunu söyleyebilirim.

İdollerin var mıydı? Hangi oyuncuları beğeniyorsun ve neden?

Chelsea'de oynadığı dönemde Essien'i çok beğenirdim. Oyunu iki yönlü oynaması çok hoşuma giderdi. Daha sonra Selçuk İnan'la tanışmak ve konuşmak kısmet oldu. Hem oyunu hem de kişiliğiyle örnek bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Kendi stilimi de Selçuk abinin stiline benzetiyorum. İnşallah benim de onunki gibi bir futbol kariyerim olur.

Taraftar olduğun dönemden Trabzonspor'la ilgili anıların var mı?

Avni Aker'de izlediğim ilk maçı unutamıyorum. Bir Beşiktaş maçıydı. 2002 veya 2003 yılıydı. Amcam ve amcamın oğluyla birlikte gitmiştim maça. O gün kaybetmiştik ama benim için Avni Aker'de Trabzonspor'u seyretmek başlı başına çok önemli bir olaydı.

Trabzonspor altyapısında yetiştikten sonra direkt A takıma alınmak yerine 1461 Trabzon'a gönderilmeni nasıl karşıladın? Bu senin için bir hayal kırıklığı mıydı?

Tabii ki her oyuncu çıktığı zaman yukarıda kalmak ister ama gerçekçiliği de elden bırakmamak gerekiyor. PAF takımından çıkıp da Trabzonspor'da oynamak kolay değil. Pişmek gerekiyor. 1461 Trabzon'un varlığı benim ve benim gibi oyuncular için çok faydalı oldu. Pişme sürecimi orada geçirdim ve doğrusunu söylemek gerekirse 4 yılda futbolun içindeki her şeyi yaşadım. İlk sezonumda play-off oynadık. İkinci sezonumda küme düşme korkusunu yaşayıp ligde kalmayı son maçın son dakikasında başardık. Üçüncü sezonumda şampiyon olup 1. Lig'e çıktık. Dördüncü sezonumda PTT 1. Lig'de şampiyon olup Süper Lig'e yükselecektik neredeyse... 1461 Trabzon'da oynamak bana önemli tecrübeler kazandırdı. PAF takımdan direkt Trabzonspor'a çıkmakla 1461'de dört sezonda pişerek gelmek arasında büyük farklar var. 1461 Trabzon'da Süper Lig takımlarına karşı da oynama fırsatı buldum. Galatasaray'ı, Fenerbahçe'yi yendik. Bunları yaşayarak Trabzonspor'a gelmek çok farklı.

Bu sezon başında Trabzonspor kadrosuna alındın. Bu çıkışı bekliyor muydun? Mustafa Akçay'ın buradaki rolü neydi?

Açıkçası 1461 Trabzon'da geçtiğimiz sezona başlarken böyle bir beklentimin olduğunu söylemek abartılı kaçabilir. Ama sezon ilerleyip biz de takımla birlikte başarılar elde edince doğal olarak hedeflerimiz de büyüdü. Çok başarılı bir dönem geçirdiğimiz için sezon sonunda Trabzonspor kadrosuna alınmayı bekliyordum. Tabii ki bu çıkışta Mustafa Hocanın rolünü de en başa yazmak gerekiyor. 1461 Trabzon'da öyle bir takım oluşturmuştu ki, bütün Türkiye o takımdaki oyuncuları birer birer tanıdı ve keyifle izledi.

Trabzonspor'la ilk maçına bir Avrupa kupası müsabakasında çıktın ve ilk maçında da gol attın. Bize o maçı ve golü attıktan sonraki duygularını anlatır mısın?

Derry City maçıydı. İlk yarı 0-0 bitmişti. Hoca ikici yarıya başlarken Colman'ı oyundan alıp beni sahaya sürdü. Henrique'nin attığı gollerle 2-0 öne geçtik. Son dakikalarda Henrique'ye bir top atıldı, ben de o anda golü hissettim ve öne doğru koşup "Paulo, Paulo" diye bağırdım. Topu çıkardı, gelişine vurdum ve güzel bir gol oldu. İlk maçta ilk gol bambaşka bir duygu. İnsan hayal kursa ancak bu kadarını kurabilir. Zaten golden sonra nasıl sevindiğimi de hatırlamıyorum. Sonra golün ardından yaşadığım sevinci izlerken, "Ne yapıyorum ben burada?" dedim kendi kendime (gülüyor).

Takımda çok genç oyuncular da var, ustalar da... Onlarla ilişkileriniz nasıl, öğrenme sürecinde size nasıl katkılar yapıyorlar? Genç oyuncularla en çok ilgilenen futbolcular hangileri?

Takımdaki genç oyuncuların tümü son derece saygılı arkadaşlar. Büyüklerimiz de bize aynı derecede saygı duyuyor. Onlar bize bir adım attığında doğal olarak biz de 10 adım yaklaşıyoruz. Yabancı oyuncular olsun, Onur abi, Olcan abi olsun hepsinin yaklaşımı son derece sıcak. Mesela Bosingwa benimle sık sık konuşuyor, "Her yere koşma, pozisyonunu koru, kendi bölgende kal" diyor, yaptığım hataları söylüyor. Diğer abilerimiz de aynı şekilde... Bosingwa, Malouda, Zokora büyük kulüplerde oynamış, kupalar kazanmış oyuncular. Onlarla birlikte idman yapmak, aynı takımda yer almak bizim gibi genç oyuncular için çok ciddi bir tecrübe oluyor.

Süper Lig'de kulüplerin kendi altyapılarından yetiştirdikleri oyuncuların sayısı kısıtlı. 20 yaş altında sürekli oynayan oyuncu ise neredeyse yok gibi.... Bu durumu nasıl açıklamak gerekiyor? Kulüpler bu konuda neden tutucu davranıyor sence?

Bence bu durum büyük ölçüde teknik adamın kişiliğiyle ilgili. Öyle hocalar var ki, genç oyuncusuna gözünü kırpmadan şans tanıyor. Ama diğer yandan insanların bakış açısını da değiştirmek gerekiyor. Genç oyunculara, "Bir maç oynadı, hemen havalandı" gibi bir etiketi çok kolay yapıştırabiliyorlar. Biz Trabzonspor'daki genç oyuncular olarak bu anlayışı değiştirebilmek için çabalıyoruz. İnşallah da başarılı oluruz. Bize inanmalarını, bu şehrin çocukları olarak bize daha çok sahip çıkmalarını bekliyoruz.

Her oyuncunun mutlaka eksikleri, geliştirmesi gereken yönleri vardır. Sen bu konuda kendinle ilgili muhasebeler yapıyor musun?

Elbette yapıyorum. Bence biraz daha agresif oynamam gerekiyor. Gücüm, kuvvetim var ama bunu sahaya daha fazla yansıtmam lâzım. Geçtiğimiz sezon gol atma konusunda sıkıntılarım vardı. Bu sezon ilk maçımda gol attım ama gol bölgesine biraz daha fazla gitmeli, rakip savunmaları daha çok zorlamalıyım.

Trabzonspor'un orta sahasındaki rekabette geleceğini nasıl görüyorsun?

Rekabetten korkan değil, aksine kendisine artılar çıkarmaya çalışan bir oyuncuyum. Rekabetin olmadığı yerde oyuncunun kendisini geliştirebilmesini mümkün görmüyorum. Formasını garanti gören oyuncu kendisini salar. O oyuncudan verim de alamazsınız. Ama şimdi beş-altı oyuncunun bir forma için yarıştığı bir ortamdayız. Oynayan oyuncunun elinden formayı alabilmek için onun bir çalıştığı yerde on çalışmam gerektiğini biliyorum ve daha fazla fedakârlıkta bulunuyor, daha fazla çabalıyorum. Bu çalışmamın karşılığını alacağıma da inanıyorum. Bu sezon lig tecrübesini yaşayıp gelecek sezon çok daha iyi olacağımı düşünüyorum.

Trabzonspor bu sezon kupadan erken elendi, ligde de hedeflediği noktanın uzağında kaldı. Oysa UEFA Avrupa Ligi'nde çok farklı bir Trabzonspor izliyoruz. Bu farklılığın nedenleri nedir sana göre?

Önce kupadan elenişimize cevap vereyim. Biliyorsunuz, Balıkesirspor'a yenilerek elenmiştik. Hiçbir oyuncu böyle bir sonucu istemez. Çünkü hepimiz bu sezon Avrupa kupalarına geçtiğimiz sezon kupada oynanan finalle gittiğimizi biliyorduk. Ama bazen sahadaki sonuçlar istediğiniz gibi olmuyor. Rakip kadar koşmazsanız istediğinizi elde edemiyorsunuz. Ligde ise gerçekten de istediğimiz yerde değiliz. Ama hiçbir şey için çok geç değil. Her şeyi değiştirmek bizim elimizde. UEFA Avrupa Ligi'nde hiç yenilmeden son 32 takım arasına gelen de yine aynı oyuncular. Açıkçası iki ayrı cephede neden bu kadar farklı bir performans gösterdiğimizi bilemiyorum. Ama bu oyuncular Avrupa performanslarını lige de yansıttıklarında Trabzonspor'un sezon sonunda çok daha iyi yerlerde olacağını göreceğiz.

Trabzonspor'un iç saha-dış saha maçlarında da çok ciddi farklar var. Bunu nasıl açıklamak gerekiyor?

Gerçekten de Akhisar maçına kadar iç sahada hiç maç kaybetmedik. Deplasmanlarda ise kazandığımız maç sayısı sınırlı. Kendi aramızda da bu olayı çok sorguluyoruz. Galiba kendi seyircimizin önünde daha fazla sorumluluk alarak oynuyoruz.

Trabzonspor'un altyapısından yetişmiş bir oyuncu olarak şehirdeki insanların sana bakışı nasıl? Gereken desteği görüyor musunuz? Yoksa üzerinde ekstra bir baskı mı hissediyorsun?

Trabzonlu oyuncular olarak yabancı oyunculara oranla daha fazla baskı hissediyoruz. Bunu da çok yadırgamıyorum. Çünkü taraftarlarımız kendi çocuklarının çok daha iyi olmasını bekliyor. Bizim de bu baskıyı olumluya çevirmemiz ve eksiklerimizi daha çabuk gidermemiz lâzım. Ama taraftarlarımızın şunu da bilmesi gerekiyor; biz Trabzonlu genç oyuncular olarak bu kulübü en az onlar kadar seviyor ve elimizden gelenin fazlasını yapmaya çalışıyoruz. Bize biraz daha fazla sahip çıkar, destek verirlerse çok daha iyi noktalara geleceğimize de inanıyoruz. Tepkiler de olacaktır elbette. Çünkü Trabzonspor büyük bir camia ve biz de onun bir parçasıyız. Baskıları normal görmek ve bu baskıyı kaldırmak, onunla baş etmek zorundayız.

En son 2013 yılında A2 Millî Takımı'nda oynamış bir oyuncu olarak ay-yıldızlı formayı giymek senin için ne ifade ediyor?

Millî Takım oyuncusu olmak çok büyük bir gurur. Oraya gidenler bazı şeyleri başararak ve seçilerek gidiyor. Hep ay-yıldızlı formayı giymenin hayalini kurardım ve bunu da başardım. İnşallah A Millî Takım'da oynamak da nasip olur.

Fatih Terim'le birlikte başlayan reform sürecinde kendini A Millî Takım'a ne kadar yakın hissediyorsun? Orasıyla ilgili hayallerin neler?

Herkes A Millî Takım formasını giymek ister. Ben de daha çok çalışarak, kendimi geliştirerek o formaya ulaşmak istiyorum.

Gelecekle ilgili planlarında neler var?

Trabzonspor'la şampiyonluk yaşamayı çok istiyorum. Bu şehir geçmişte 6 kez yaşadığı şampiyonluğa çok uzun yıllardır hasret çekiyor. Zaten takımın üzerindeki baskı da daha önce yaşanmış başarılara duyulan özlemden kaynaklanıyor. İnsanlar geçmişte bu şehrin nasıl oyuncular yetiştirdiğini gördükleri için bizim de onlar gibi olmamızı bekliyor. Biz de bu beklentiyi karşılamak zorundayız. Dediğim gibi, en büyük hayalim Trabzonspor'un şampiyonluk hasretini dindirecek kadronun bir parçası olmak. Bir başka hayalim de İngiltere'de futbol oynamak. İnşallah bu hayalimi de gerçekleştirebilirim.

Bize futbolun dışındaki hayatından söz eder misin? Hobilerin var mı, nelerden hoşlanır, nelere kızarsın?

Kimseye kızıp gücenen bir insan değilim. Her ortama ayak uydurabilirim. Kimseye karşı bir saygısızlığım olmaz. Futbolun dışında zaten bir okul hayatım var ve zamanımın önemli bir bölümünü de oraya ayırıyorum. Sinemaya gitmeyi seviyorum. Bilardo oynuyorum. Köyümü, yaylamı çok seviyorum. Boş vaktimde oralara gidiyorum. Sessiz, sakin ortamlardan hoşlanıyorum. Bir köpeğim var, onunla oynamaktan hoşlanıyorum. Sözlümle, ailemle birlikte vakit geçirmek beni mutlu ediyor. Okul ve antrenmanın dışında beni şehirde pek göremezsiniz. Ya evimde ya da köyümde olurum. Her Tonyalı gibi horon oynamayı çok severim. Bu arada iyi de satranç oynarım. Küçükken turnuvalara da katılmıştım. Şimdi de okulda arkadaşlarımla oynuyorum ve kolay kazanıyorum.

Satranç oynamanın futboluna bir katkısı oluyor mu?

Elbette var. Çünkü satranç hem birkaç hamle sonrasını kurmayı hem de rakibin yapacağı hamleleri hesaplamayı gerektiren bir oyun. Futbolda da özellikle bir orta saha oyuncusu için yapacağı hamleleri önceden hesaplayabilmek ve rakibin yapacaklarını öngörebilmek, onu analiz edebilmek çok önemli. Satranç oynamanın sahada da faydasını gördüğümü söyleyebilirim.

Herhangi bir uğurun var mı?

Bazı oyuncuların uğurlu yüzükleri, kolyeleri, bileklikleri olabiliyor. Ya da bazıları maçtan önce birilerini aramayı uğurlu görebiliyor. Benim böyle bir şeyim hiç olmadı. Sadece sahaya sağ ayakla ve besmele çekerek giriyorum.

Hayatının dönüm noktası nedir?

Futbola başlamam. Bazen düşünüyorum, "Futbol oynamasaydım, ne olurdum?" diye... Tamam, okuyorum ve başka bir mesleğim de olabilir. Ama futbolcu olmak bambaşka bir şey. Bu oyunun ve Trabzonspor'un bir parçası olmayı parayla satın alabilmek mümkün değil.