TR
EN
Site İçi Arama
Detaylı Arama
Tunay Torun: "Dersimi Nistelrooy'dan aldım" 1.09.2011
Tunay Torun: "Dersimi Nistelrooydan aldım"

Millî Takımımızın Bundesliga'da parlayan yıldızlarından biri. Uzun yıllardır Türkiye'nin Genç Millî Takımlarında forma giydikten sonra ilk kez geçtiğimiz Şubat ayındaki Güney Kore maçında A millî oldu. Forvet, forvet arkası, sağ ve sol açık oynayabilen gurbetçi yıldızımız, Hamburg'da yaşadıklarını, yeni takımı Hertha Berlin'i ve hedeflerini TamSaha'ya anlattı.

Röportaj: Aydın Güvenir

Öncelikle Bundesliga kariyerinle başlayalım. 2008'de bu ligde ilk kez oynayan Tunay'la şimdiki Tunay arasındaki farklar ne sence?

Bundesliga'da ilk kez oynadığım zamanlar ne yapacağımı bilmiyordum desem yeridir. Ancak zamanla oynadıkça saha içerisinde kendimi daha rahat hissettiğimi düşünüyorum. Eskiden top ayağıma gelince ne yapacağımı karıştırırdım mesela. Kararsız kalırdım. Böyle olunca da çok basit top kayıpları yapardım. Süre ilerledikçe ve bu zorlu arenada biraz olsun boy gösterdikçe hem kendime güvenim arttı hem de oyunumu olgunlaştırdım. Artık top ayağıma geldiğimde ne yapacağını bilen bir futbolcuyum.

Peki ne yapacağını bilen bir futbolcu olmanda Bundesliga'yla ilk tanıştığın ve bu sezona kadar formasını giydiğin Hamburg'un ne gibi katkıları oldu?

Hamburg'da oynamak benim için çok önemli ve farklı bir deneyimdi. Çünkü Ruud Van Nistelrooy, Ze Roberto gibi oyuncularla beraber çalışma ve onlardan bir şeyler öğrenme fırsatı buldum. Bu benim için çok iyi bir fırsattı. Van Nistelrooy çok iyi bir insandır ve takımdaki genç oyuncularla arası çok iyidir. Onlara önem verir. Bana da oyunla ilgili birçok taktik verirdi. Mesela, "Atak şöyle geliştiğinde şuraya koşu yap, topa şöyle vurursan daha iyi sonuç alırsın" gibi şeyler söylerdi. Özellikle gol vuruşumu da onun bu ilgilenmeleri ve öğütleri sayesinde geliştirdiğimi düşünüyorum Hamburg'da.

Van Nistelrooy ve Ze Roberto dışında beraber oynamaktan mutluluk duyduğun başka oyuncu var mıydı takımda?

Her futbolcunun kendine özgü bir kalitesi vardır. O yüzden her oyuncu farklıdır. Ben de takımdaki her oyuncuya ayrı ayrı dikkat etmeye özen gösterdim. Mladen Petric olsun, Paolo Guerrero olsun hepsinden kendime bir şeyler katmaya çalıştım.

Hocalarınla diyaloğun nasıldı? 2008'den bu yana Martin Jol, Bruno Labbadia, Armin Veh gibi teknik adamlarla çalıştın.

En iyi anlaştığım ve döneminde en başarılı olduğum isim Bruno Labbadia'ydı. Temmuz 2009'dan Nisan 2010'a kadar takımın başında kalmıştı. Labbadia, bana hep güven verdi antrenmanlarda. Kritik ve zor maçlarımızda bile beni hiç çekinmeden oynattı. O yüzden benim için Labbadia'nın yeri farklıdır. Ben de diğer dönemlere oranla çok daha fazla forma şansı buldum Hamburg'da. Onun bana verdiği bu güven sayesinde futbolumu ilerlettiğimi düşünüyorum. O yüzden de kendisine buradan bir kez daha teşekkür etmek isterim.

Hava toplarında eksiğim var

Hâlâ eksik olduğunu düşündüğün yönlerin neler peki?

En büyük eksikliğim kafa toplarında. Bu yönümü geliştirmek için de idmanlarda takım arkadaşlarımdan, ben ceza sahasına girerken kanatlardan bol bol orta yapmalarını istiyorum. Bu şekilde daha çok kafa topuna çıkarak kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Ama dediğim gibi, hava toplarında daha etkili olmam gerekli.

Sürekli kafa topu çalıştığını söyledin. Ama artık futbola başladığın dönemdeki gibi santrfor oynamıyorsun. Gönlünde hâlâ santrfor olarak oynamak yatıyor mu?

Oynamaktan en çok keyif aldığım mevki forvet arkası aslında. Altyapıdayken de bu bölgede çok forma giymiştim. Ama tabii ki taktik gereği hocalarım beni saha içinde nereye koyarsa ben de o bölgede en iyisini vermeye çalışıyorum. Sağ açık oynamaktan da keyif alıyorum mesela. Tabii ki forvet arkası oynamakla kanatlarda oynamak arasında büyük farklar var. Ancak çeşitli pozisyonlarda görev yapmak benim için önemli bir avantaj. Saha içinde nerede duracağımı, toplara nasıl koşu yapacağımı, kısacası oyunu daha iyi öğreniyorum bu şekilde. Mesela bu sezonki takımım Hertha Berlin'de hocam Markus Babbel beni sürekli farklı yerlerde oynatıyor. Genelde sol açık oynuyorum ancak gerek antrenmanlarda, gerekse hazırlık maçlarında santrfor, santrfor arkası gibi bölgelerde de görev yaptım.

Transfer döneminde Hamburg'dan ayrıldın ve yeniden Bundesliga'ya yükselen Hertha Berlin'e geçtin. Ayrıldığın dönemde de PSV ve Chelsea gibi takımlara birçok yetenekli genç kazandırmış Frank Arnesen Hamburg'un sportif direktörü oldu. Keşke Arnesen ben oradayken gelseydi, böylece kendimi daha fazla geliştirme ve forma giyme şansım olurdu diye düşündün mü hiç?

Öncelikle şunu belirteyim; Hertha Berlin'e geldiğim için çok mutluyum. Bana oldukça yakın ve sıcak davranıyorlar. Hamburg'dan ayrıldığıma üzülmedim bu yüzden. Tabii ki Hamburg benim için çok iyi bir yuvaydı ama bir takımın altyapısından A takıma yükseldiğinizde o takımda forma şansı bulmak hep daha zor oluyor. Oradan başka bir takıma gittiğinizde ise daha kolay forma şansı bulabiliyorsunuz. Bu sene Hamburg birçok değişikliğe gitti. Bence takımın buna ihtiyacı vardı. Doğru bir karar oldu bence takımı yenilemek ve Arnesen'i sportif direktör yapmak. Arnesen'le geçen sezonun sonunda Hamburg'la sözleşme imzaladığında birkaç kez konuşma fırsatı buldum. Çok iyi ve çok temiz kalpli bir insan gerçekten. Benim olduğum dönemlerde takımda olsaydı belki daha fazla forma şansı bulabilirdim ama takımda da birçok deneyimli yıldızın olduğunu unutmamak lâzım. Bu da forma giyme oranımı azalttı. Tecrübeli oyunculardan dolayı bana forma şansı gelmiyordu pek. Asıl neden buydu bence. Şimdi ise dediğim gibi takımı gençleştirmeye gittiler. Mesela Gökhan Töre düzenli olarak ilk 11 oynayabilecek. Bunu sezonun ilk maçlarında rahatlıkla gördük.

Gökhan Töre'den konu açılmışken, onunla Hamburg'a gelmeden hiç konuştun mu? Eski takımınla ilgili tavsiyeler verdin mi?

Maalesef Gökhan'la Hamburg'a transfer olmadan önce konuşma şansım hiç olmadı. Ama Genç Millî Takımlardan kendisiyle tanışıyorum. Değişik bir tip Gökhan (gülüyor). Kendine has yönleri var yani. Ama çok sevecen ve iyi kalpli bir insan. Küçüklükten beri çok iyi anlaşırım kendisiyle. Dediğim gibi, Gökhan'ın sene boyunca Hamburg'da düzenli olarak rahatlıkla forma bulabileceğini düşünüyorum. Mesela sezonun ilk haftasında Dortmund'la oynadıkları maçı izledim. Bana göre o maçta takımın en iyisiydi. Hamburg o maçı kaybetmesine rağmen Gökhan'ın performansı oldukça dikkat çekti.

Bundesliga'da beğendiğin ve kendine örnek aldığın oyuncular kimler?

Ben kendimi oyuncularla kıyaslamayı çok sevmem. Ama tabii ki çok beğendiğim oyuncular var. Franck Ribery, Arjen Robben bu isimlerin başında yer alıyor. Fakat dediğim gibi her oyuncunun kendine özgü özellikleri ve yetenekleri vardır. Bu nedenle kendime örnek aldığım bir oyuncu yok diyebilirim.

Benden daha çok gol haberi alacaksınız

Genç Millî Takımların çeşitli kategorilerinde çok sayıda gol atmana rağmen Bundesliga'da Hamburg formasıyla sadece iki gol kaydedebildin. Gerçi yeni takımınla henüz ikinci haftada golle tanıştın ama genele baktığımızda hücuma dönük bir oyuncu olarak daha fazla gol atman gerektiğini düşünmüyor musun?

Her maça gol atmak için çıkıyorum, öncelikle bunu itiraf edeyim. Ama Hamburg'da bu kadar az gol atmamda düzenli olarak forma giyemememin etkisi çok büyüktü. Mesela 1 maç oynuyordum, daha sonraki 5 maç yedek kalıyordum. Çoğu maça da oyunun bitimine 15 dakika kala giriyordum. Bu da benim forma girmemi ve dolayısıyla daha çok gol atmamı engelliyordu. O yüzden az gol atmamdaki en büyük etken maç tecrübemin olmamasıydı. Şimdi ise Hertha Berlin'de düzenli olarak forma giyeceğimi düşünüyorum. Bu yüzden yakında daha çok gol ve asist haberi alacaksınız benden.

Yaşın genç olmasına rağmen Almanya'da üç farklı ve oldukça köklü kulüpte oynadın; St. Pauli, Hamburg ve Hertha Berlin. Sana göre bu kulüplerin yapı olarak farkları neler?

Benim için St. Pauli çok ayrıydı. Orada oynayan her futbolcu da böyle söyler eminim. Orası aile ortamının en üst seviyede olduğu bir kulüp. Herkes herkesle çok iyi anlaşır. Hiç kaos ortamı yoktur. Hertha Berlin'de de buna benzer bir ortam var ama St. Pauli'deki çok ama çok ayrı. Belki de dünyada kulüp içinde dostluğun bu kadar kuvvetli olduğu başka bir takım yoktur. Takım oyuncuları, teknik heyet, kulüp yöneticileri boş zamanlarını bile birlikte geçirir. Hamburg ise St. Pauli'nin ezeli rakibi (gülüyor). Hamburg gerçekten çok köklü bir kulüp. Bu sezona kadar Bundesliga'da her sezon aralıksız oynayan tek takım onlar. Bu da son dönemlerde sportif açıdan çok başarılı sonuçlar alamasalar da ne kadar büyük bir kulüp olduklarının kanıtı. Hertha Berlin'e ise daha yeni geldiğim için kulübün yapısı hakkında çok fazla bilgi sahibi değilim. Ancak takıma baktığımızda tekrar Bundesliga'ya yükseldikten sonra çok genç bir kadro kurulduğunu söyleyebilirim. O açıdan içinde bulunduğumuz sezon, bu genç takım için bir tecrübe olacak. Öncelikle bu sezon lige tutunup, önümüzdeki yıllarda da tekrardan zirveye oynamak istiyoruz.

Senin de bahsettiğin gibi takımın başında Markus Babbel var. 90'lı yılların Almanya'sının önemli oyuncularından. Hertha'dan önce de bir Stuttgart deneyimi yaşamıştı. Onunla dialoğun nasıl?

Babbel uzun yıllar futbolun içinde yer almış, Alman futbolunun başarılı temsilcilerinden biri. Çok tecrübeli olduğu için futbolcuyu da çok iyi anlıyor. Bana göre en önemli yanı bu. Mesela ilk 11'de oynatmadığı zaman oyuncu kenarda otururken onun nasıl hissettiğini çok iyi biliyor. Bizim bir şey söylememize gerek kalmıyor o yüzden. Bakışlarımızdan, yüzümüzden anlıyor ne düşündüğümüzü. Bundan dolayı da hep geliyor konuşuyor benimle ve tüm takım oyuncularıyla. Bir problemimiz varsa bunları çözmek için yardım ediyor. O yüzden bir hocadan çok bir abi, bir arkadaş gibi bize.

Düzenli oynamaktan bahsettin az önce. Şubat'taki Güney Kore maçından beri A Millî Takım'a da çağrılıyorsun artık. Millî Takım'ın değişmez bir oyuncusu olmak için Bundesliga'da sürekli forma giymen gerektiğini mi düşünüyorsun yoksa ''Hayır ben Millî Takım antrenmanlarında kendimi göstererek de formayı kapabilirim'' mi diyorsun?

Tabii ki bir millî takımda ilk 11'de yer alabilmek için öncelikle kendi kulüp takımında sürekli oynamak gerektiğine inananlardanım. Millî takımda iyi performans vermenin yolu, formda olmak ve maç tecrübesinden geçer. Bu da oyuncuların kendi kulüp takımlarında düzenli olarak oynayabilmesiyle mümkündür. Öte yandan, milli takımın ve buradaki ortamın kulüp atmosferinden çok daha farklı ve büyülü olduğunu söylemem lâzım. Bu yüzden bu büyülü ortama adapte olabilmek için kulüp takımlarında en iyi şekilde boy göstermek gerekli.

Şubat ayında oynanan Güney Kore maçında Hiddink seni sahaya sürdü ve böylece ilk kez A millî oldun. Genç yaşına rağmen de birçok teknik adamla çalışma fırsatı buldun. Sana göre Hiddink'i farklı kılan ve dünyanın sayılı teknik direktörlerinden biri olmasını sağlayan faktörler ne?

Guus Hocanın en büyük özelliği tatlı sert olması bana göre. Mesela idmanlarda, kendimizi çalışmaya daha iyi vermemizi ve bundan keyif almamızı sağlamak için sürekli espriler yapar ve motivasyonumuzu en üst seviyede tutmaya çalışır. Gerçekten çok pozitif bir insan. Konsantrasyon gerektiren zamanlarda da tavrını bir anda değiştirir ve "Şunu böyle yapın, buna dikkat edin" şeklinde talimatlar verir sert bir şekilde. Öyle olunca herkes bir anda onun dediklerine kulak verir. Aradaki bu ayarı gerçekten çok iyi sağlayan ve bir oyuncuyu maça hazırlamak için ne zaman nasıl davranacağını çok iyi bilen bir teknik adam. Bana göre onu farklı kılan taraf bu.

Mesut Özil'e saygı duyuyorum

Almanya'da yetişen ancak Alman Millî Takımı'nı seçen Türk oyuncuların sayısı giderek artmakta. Bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

Aslına bakarsanız bu Türk futbolu için güzel bir şey. Mesut Özil, İlkay Gündoğan gibi Türk kökenli oyuncuların Alman Millî Takımı'na çağrılması bana göre önemli bir başarı. Bir oyuncunun kendisini hangi millî takıma daha yakın hissettiği sadece o futbolcuyla alâkalıdır. O yüzden taraflı tarafsız herkesin bu karara saygı duyması gerekir. Benim kararım ise ilk baştan beri Türkiye'ydi. O yüzden U15'ten itibaren ay-yıldızlı forma için ter döküyorum. Oralardan buralara kadar gelebildiğim için de gerçekten çok mutluyum. Türkiye-Almanya maçlarında Mesut Özil'i ıslıklamamamız lâzım. Çünkü onun bu noktalarda olması, Real Madrid'de forma giyen ilk Türk oyuncu olması gerçekten gurur verici bir şey. Bu başarılarından dolayı benim Mesut Özil'e büyük saygım var.

Yine Almanya'da yetişmiş, senin yaşlarında olan ve umut vaat eden birçok genç oyuncumuz Bundesliga'yı bırakıp ligimizi tercih etmeye başladı. Bu transferler hakkındaki düşüncen ne? Senin de Türkiye'ye gelmek gibi bir niyetin var mı?

Diğer arkadaşların nasıl düşündükleri konusuna girmek istemiyorum, o yüzden kendi planlarımdan bahsedeyim. Şimdilik Bundesliga'da kalmak amacındayım. O yüzden Hamburg'dan ayrıldığımda da yine bir Bundesliga ekibi olan Hertha Berlin'i seçtim. Ama bir gün tabii ki bir İstanbul takımında oynamak ve burada yaşamak isterim. Ancak şu an bunu yapmak için oldukça erken. Henüz 21 yaşındayım ve öncelikle Bundesliga'ya ayak uydurup burada kendimi kanıtlamak istiyorum.

Peki ya Bundesliga'da çok büyük bir çıkış yapar ve Avrupa'nın daha üst düzey liglerinden teklif alırsan seçimin yine Türkiye mi olur?

Barcelona'da oynamak her futbolcunun hayalidir. Oradan bir teklif gelirse kimse arkasına bakmaz, koşa koşa gider bence. En büyük hayalim Katalan ekibinin formasını giymek aslında.

Yanılmıyorsam ailen Hamburg'da yaşıyor. Hertha Berlin'e giderken onlardan ayrılmak zorunda kaldın. Bu seni nasıl etkiledi? Zorluk çekiyor musun?

Tabii ki ailemden uzak kaldığım için zorlanıyorum, ayrıca onları da çok özlüyorum. Özellikle kardeşimi ve ablamı. Ancak futbol bizim işimiz ve de bu iş, yaşadığımız şehrin sınırlarında bitmiyor asla. O yüzden iş için benim de her futbolcu gibi yuvamdan ayrılmam gerekliydi. Dediğim gibi zor bir durum ama profesyonel olduğum için yapmak zorundaydım bunu.

2005'ten ve U15 Millî Takımı'ndan beri Türkiye forması giyiyorsun. Bundan dolayı birçok genç oyuncuyla da beraber oynama fırsatın oldu. Sana göre seninle aynı jenerasyondan olan millî oyuncularımızdan en fazla patlama yapabilecek isimler kimler?

Gökhan Töre henüz 19 yaşında ve daha şimdiden çok büyük bir yetenek olacağı belli. İleride gerek A Millî Takım'da gerekse de oynadığı kulüp takımlarında çok önemli başarılara imza atacağını düşünüyorum. Mehmet Ekici de bana göre geleceğin önemli yıldızlarından biri olacak. Sercan Yıldırım ve Cenk Tosun'u da bu isimlerin arasına ekleyebiliriz. Türk futbolunda genç ve yetenekli çok oyuncu var. Ama maalesef çoğu bana göre yanlış menajerlerle çalışıyor. Bu da onların kariyer planlarını olumsuz yönde etkileyebiliyor. İleride patlama yapabilmek için doğru bir kariyer planı da yapmak lâzım diye düşünüyorum.

Ülke futbolu olarak aklımızdan çok duygularımızla oynayan bir yapımız var. Bu sayede zaman zaman başarılı sonuçlar da almayı başardık. Ancak son yıllarda senin gibi Alman altyapısını ve disiplinini görmüş oyuncuların takımdaki sayısı oldukça arttı. Bu durum Millî Takımımıza nasıl yansıyacak?

Alman altyapısında gördüğümüz ve en çok önem verilen şeyler taktik ve fitness diyebilirim. Bizim Millî Takım'a yetenek olarak baktığımızda Avrupa Şampiyonası'na çok rahat gitmemiz, hatta burada da çok kolay bir şekilde ilk 5 ülke arasına girebilmemiz lâzım aslında. Ancak tabii ki bir de işin taktiksel yönü var. Bu da Almanların küçük yaşlardan beri futbolculara çok iyi bir şekilde empoze ettiği bir özellik. Almanya'da oyuncular oyunu buradaki futbolculara göre çok daha erken yaşta öğreniyor. Bunun da kariyerleri boyunca çok olumlu etkilerini görüyorlar. 13-14 yaşında sadece taktik çalışıyorlar çoğu zaman. Bunlar günümüz futbolunda çok önemli şeyler bana göre. Mesela orada bir de hataları cezalandırma yöntemi var. Küçük yaşta yaptığı hatadan ceza alan futbolcu, aynı hatayı bir daha yapmamak için özen gösterir. Bunlar bizim ülkede de olsa çok iyi olur ama tabii ki her ülkenin tarzı farklı. O yüzden bizim gibi Alman altyapısından yetişmiş oyuncular buraya nasıl etki eder bir şey söyleyemem. Ama tekrarlamak gerekirse, oyuncu kalitesi olarak her Avrupa Şampiyonası'nda ilk 5'e girebilmemiz lâzım.

Bu sezon Bundesliga'daki şampiyonluk adayın kim?

Dortmund'un geçen sezonki başarısını yakalamasının zor olacağını düşünüyordum. Ancak ilk hafta Hamburg'a karşı öyle bir futbol oynadılar ki, yine çok iyi bir takım olduklarını gösterdiler. Takip edebildiğim kadarıyla da çok iyi bir hazırlık dönemi geçirdiler. Takımdaki arkadaşlığın çok iyi olduğu da her açıdan anlaşılıyor. Tabii ki Nuri Şahin'i Real Madrid'e satmaları çok büyük bir handikap ama onun yerine gelen İlkay Gündoğan da mükemmel bir oyuncu. İkisi de çok farklı tarzda oyuncular ancak bana göre İlkay, Nuri'nin yokluğunu doldurur Dortmund'da. Bence Dortmund'la Bayern Münih sezon sonuna kadar kafa kafaya gidecek şampiyonluk yarışında.